Malpera Fermî ya Şehîdan

PKK İnternet Sitesi

PAJK İnternet Sitesi

Gerilla TV

YJASTAR Sitesi

 

Üzerinden tam 39 yıl geçti. Ancak izleri halen bugün gibi canlı duruyor. Darbenin kendisi ya da kimine göre muhtıra kanlı yapılmadı, ancak yol açtığı sonuçlar halen taze canlı canlı yaşanıyor.

O yıllara doğru geriye gidersek 12 Mart darbesinin bugün durduğumuz yerden bakarak değerlendirmeler yaparsak daha manidar sonuçların ortaya çıkacağı kesindir.

Tarihi kronolojik olarak kısa kısa ele alalım:

27 Mayıs 1960 darbesi ile Türkiye toplumuna belli bir nefes alma yaşatılır. En önemli sonuçlarından biri sol düşüncenin de, buna bağlı siyasal hareketlerin de bir ölçüde nefeslenebilmesi olmuştur. 1961’de 12 sendikacı yeni bir parti kurar; Türkiye İşçi Partisi. TİP’in Türk siyasal yaşamında, Meclis’e kadar uzanan varlığı CHP’ye de yeni bir söylem getirir, “Ortanın Solu”. TİP, 1962’de Türkiye Sosyalist Partisi ile birleşir, 12 Mayısta. Şubat 1963’te Parti, Anayasa Mahkemesinde dava açabilme hakkını kazanır ve yalnızca Mart ayı içinde çeşitli yasa maddelerinin iptali için 78 dava açar. 1965 seçimlerinde 14 milletvekili çıkarır. Başta İstanbul milletvekili seçilen Çetin Altan olmak üzere yaptıkları muhalefet yıllar boyu unutulmaz olacaktır.

1961 Anayasası uyarınca ilk seçim 15 Ekim 1961’de yapılır. CHP’nin aldığı sonuç tek başına bir hükümet kurmasına yetmez ve DP’nin bir uzantısı olarak kurulan Adalet Partisi’yle koalisyona gidilir. Dört yıl boyunca kurulan koalisyon hükümetleri etkin politikalar izleyemez. Daha sonraki seçimleri ise AP alır (1965 ve 1969 seçimleri). AP hükümetinin Başbakanı; Türk siyasetine yıllar boyu damgasını vuracak olan, Genel Başkan Süleyman Demirel’dir.

Türkiye, bu dönemde dış politikalarında ABD’nin dışında, Avrupa’ya da yanaşmıştır. 12 Eylül 1963’te AET ile Ankara Anlaşması imzalanır. Daha sonra, 23 Kasım 1970’te Brüksel’de imzalanan tam üye olmasına dönük protokol vardır.

Bu yıllarda sol ya da sosyal demokrasi biraz açılım yapacaktır. En önemlisi de Türkiye’ye giderek gelişen yeni bir sol damgasını vuracaktır. Bu da köktenci, daha radikal bir soldur. Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin soludur. Tabii ki bu hareketin bu topraklara çok önemli katkıları olmuş Mihri Belli ve nice devrim sevdalısı devrimciyi de unutmayalım.

Yeni sol giderek reformistleşen, liberalleşen, sistemle şöyle ya da böyle buluşan eski sola kafa tutar. Ve önemli mesafelerde alırlar. Tam da böylesine bir dalga yaşanırken dünyayı adeta kasıp kavuran 1968 gençlik hareketi filizleniverir.

1968 Gençlik hareketi çıkışı itibariyle gerçekten kökten devrimci bir harekettir. Birçok paradigmasal değişikliğe ön ayak olabilecek bir devrim iken yıllar geçtikçe yılların tecrübe sahibi olan emperyalistler bu çizgiyi rotasından saptırarak kendi sistemlerinin yedeği haline getirirler. Ya da önemli oranda bunu başarırlar. Önceleri adeta tümden komünal değerler için yola çıkan gençlik hareketi-Amerika’dan başlayıp oradan Avrupa’ya ta Asya’ya kadar etkili olurken-sonraları bireysel yaşam arayışları ile bu misyonlarını kısmen yitireceklerdir. Ancak buna rağmen 1968 gençlik hareketi tarihte her zaman altın harflerle yazılması gereken bir eylemliliktir. Başka bir dünyanın yaratılmasının mümkün olduğunu söylemek hem de devlet dışı çözümler temelinde komünal olana yönelmek bugün dahi bu devrimin anlamlı kılınması için yeter de artar da.

Evet, Türkiye’nin yeni solu ya da yeni sol gençliği bu dalgadan etkilenecektir. Liberalizme karşı savaş açacaktır. Sistem içileştirmelere karşı savaş açacaktır. Ve tabii ki emperyalizmin yegâne temsilcisi olan Amerika Birleşik Devletlerine savaş açacaklardır.

Hepsi bu kadar değildir. Dahası da vardır. Türkiye’de işçiler yürüyeceklerdir, seslerini gür haykıracaklardır. Ve nitekim bunun sonucu olarakta; 1970’e gelindiğinde olaylar tırmanışa geçmiştir. 1 Kanlı Pazar, 16 Şubat 1969 tarihinde İstanbul Beyazıt meydanında ABD'nin 6. Filo'sunu protesto etmek için 76 gençlik örgütünün toplandığı sırada meydana gelen olaylardır

Gösteri için valilikten izin alınmıştır. Gösteri yapılmadan önceki günlerde Komünizmle Mücadele Derneği-(ki Türkiye’de bu derneği Erzurum’da açan ilk kişi bugünün namı diyar Amerikan'ın yegâne dostu Fettulah Gülen Hocadır) uyarılarda bulunarak halkı tepkiye çağırır. O gün, diğer bir grup da Beyazıt meydanında taşlı sopalı beklemeye koyulmuşlardır. Plan iyi hazırlanmıştır. Olaylar sırasında Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan adlı gençler bıçaklanarak katledilir. 15-16 Haziran olayları ve çok sayıda ”kent gerillası” tipi eylemin ardından dört Amerikalı subay kaçırılır. Ordu tarafından hükümete 12 Mart Muhtırası verilir, bu yeni bir askeri darbe demektir. Darbe, 27 Mayıs’ın çağrışımlarıyla ilerici olarak algılanır başlangıçta ama kısa sürede bunun tam tersi olduğu ortaya çıkar. Ordu içinde sol bir darbe planlanırken, bunu önlemek üzere, bir emir komuta zincirinde, 12 Mart darbesi yapılmıştır. Darbeciler şunlardır; Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri komutanı Muhsin Batur ismindeki generallerdir. Hükümetin istifaya zorlandığı askeri müdahale olarak gerçekleşir. Ancak arkasında ABD’nin giderek gelişen sol dalganın önünü ama muhtırasıdır. Bunun böyle olduğunu çok zaman geçmeden herkes görecektir.

Partiler üstü bir hükümet kurulur, Başbakan Nihat Erim’dir. Seçimle gelmeyen bu hükümet “uzaktan kumandalı” dır. Erim ‘in görevi görünüşte sağ ve sol arasında bir denge sağlamaktır-unutmayalım Nihat Erim CHP’den devşirilerek getirilmiştir- ama denge hemen solun aleyhinde bozulur. Pek çok aydın gözaltında; Selimiye Kışlası’nı, Maltepe ve Mamak askeri cezaevlerini doldurur.

“Beyin Takımı” adıyla anılan hükümet Aralık başına kadar oyalanır ve sonunda istifa eder. Bunun arkasından Erim yeni bir hükümet kurar. Gündem, solu yok etmek ve Anayasayı değiştirmektir ve bu gerçekleştirilir. TİP kapatılır, TRT’nin özerkliği kaldırılır, temel hak ve özgürlükler kısıtlanır. Askeri mahkemelerde binlerce insan devleti yıkmaya teşebbüs suçuyla yargılanır, ağır hapis cezalarına çarptırılır ve içlerinden üç genç idama mahkûm edilirler. Bunlar Türkiye halkların doğurduğu üç yiğit fidanlardır yani Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslanlardır.

Nisan ayında İsrail’in İstanbul Başkonsolosu EFRAİM ELROM kaçırılır, bu olayın ardından sıkıyönetim ilan edilir, sokağa çıkma yasağı konulur ve tüm İstanbul neredeyse ev ev aranır, adeta tutuklanmamış tek bir solcu bırakılmaz. 3O Mart 1972 yılında Mahir Çayan ve 9 değerli yoldaşı-Ertan Saruhan, Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahtin Kurt, Ahmet Atasoy, Hüdai Arıkan, Cihan Alptekin, Nihat Yılmaz, Ömer Ayna, Saffet Alp-Kızıldere’de hunharca katledilirler. Mahirlerin tüm hedefi idama götürülecek olan Denizlerin, Yusufların, Hüseyinlerin idamını durdurmak ve mümkünse bıraktırmaktır. Ancak bu tarihi eylem sonuca ulaşmaz ve Türkiye halklarının saygın militanlarından olan Mahir Çayan arkadaşlarıyla şehit edilir.

6 Mayıs 1972 yılında ise Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edilirler. Yeni filizlenen bir solun öncü kadroları tasfiye edilirken, arta kalan birçok namı diyar eski tüfek ise zindanlara alınarak Türkiye solu adeta param parça edilir. Solun o yeni yeni şekillenen birliği ruhu böylelikle dağıtılır. Türkiye solu yüzlercesine bölünür. Birbirine vurdurulur. Kavgaya sürüklenirler. Ve iki solcuyu neredeyse bir araya getirmek mümkün olmaz. Maalesef bu durum halen bugün dahi etkilerini göstermektedir. Gelişmesi gereken, geliştirilmesi gereken ortak bir Türkiye Cephesi oluşturulamıyorsa bir nedeni 12 Mart’ın sonuçlarından bir tanesidir. Elbette tek nedeni değildir. Ancak oldukça önemli bir nedeni olduğu kesindir.

Sonuç olarak; 12 Mart darbesi öyle sanıldığı gibi kolay bir darbe olmamıştır. Öncelikle solu param parça etmiştir. Kürt özgürlük hareketinin yıllarca birlik çalışmaları yürütmesine rağmen sonuç alamamışsa bir nedeni yine bu darbenin yarattığı tahribatlar. Biz biliyoruz ki Mahirler şehit olmasa, Denizler katledilmese Türkiye ve Kürdistan halklarının ve tabii ki diğer Türkiye’de yaşayan halkların birlikte özlenen demokratik özgür bir vatana yönelmeleri daha rahat olacaktı. Ve gerçekten “BAŞKA BİR TÜRKİYE MÜMKÜN OLACAKTI.”

Maalesef diyoruz, çünkü zindanlarda terbiye edilen Doğu Perinçekler Özel Harp Daire’nin elemanları olarak salıverildiler. Ve yine Taner Akçam gibi solu param parça edenler olarak salı verildiler. Ya da piyasaya sürüldüler.

Şunu da unutmayalım; 12 Mart darbesi giderek kendi yolunu çizecek bir Türkiye’ye karşı ABD’nin yani emperyalist cephenin özel bir müdahalesi olarak geliştirilerek Türkiye giderek kapitalist sisteme monte edilmiştir. Ve sonrada geliştirilen 12 Eylül darbesi sadece ve sadece bu yapılanları pekiştirmiştir. Ek bir değerlendirme olarakta bugün ABD’nin göbeğine oturmuş olan Fettulah Gülen hareketi gibi ılımlı İslam’ı da Türkiye’ye özel olarak hediye etmişlerdir. Ve bu hediyenin bugün neler yaptığını da zihin gözleri açık olan herkes görecektir; tümden teslim alınarak Türkiye’yi pazara sürmüş bir sahte İslamcılık akımı esasta Amerika patentlidir.

Hayri Engin