Malpera Fermî ya Şehîdan

PKK İnternet Sitesi

PAJK İnternet Sitesi

Gerilla TV

YJASTAR Sitesi

 

8 maet_ktlamalarıBugünlerde 8 Mart sürecini yaşıyoruz. 8 Mart dünya emekçi ve mücadeleci kadınların bir direniş günü olarak her yerde kutlandı.

Tarihçesi biliniyor, haksızlığa karşı direnişe geçen işçi-emekçi kadınlara karşı kapitalist emek sömürücülerinin baş patronluğunu yapan ABD devletininburjuvaları yaptıkları kapsamlı bir saldırı sonucu onlarca kadını katletmişlerdi. Yıllar sonra ise -1911’lerde-adım adım örgütlenen dünya emekçi ve sosyalist kadın hareketi bu günü hem anmak hem de daha güçlü bir direniş gününün zemini yapmak için resmi olarak kutlamaya başladı. Her yerde olmasa bile adım adım tüm dünyada 8 Martgünü Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanır hale geldi.

Dünyanın birçok yerinde 8 Mart büyük eylemliliklerle kutlanmaktadır. Lakin dünyanın hiçbir yerinde Kürdistan’da kutlandığı gibi ne yaygınlık, ne nicelik, ne de nitelik açısından kutlanmaktadır. Bu gerçeklik yıllardır bu konumunu korumaktadır.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kürdistan’da sadece bir gün olarak ele alınmamaktadır. Kürdistan’da 8 Mart bir süreçtir. 8 Mart’a günler kala kutlanmaya başlayıpta 8 Mart’tan sonra da günlerce süren bir karşılamadır. Kürdistan ile başka yerlerin temel bir farakı budur.

İkinci bir fark ise Kürdistan’da 8 Mart etkinliklerine sınırlı sayıda belli yaşıtlarda ve sadece elit kadınların yer almamasıdır. Kürdistan’da boydan boya adeta bir ulusal bayram havasında 8 Martlar karşılanmaktadır. 7’den 70’mişe tüm insanlar meydanlara akın etmektedirler. Merkezi karşılamalara katılmayanlar ise bulundukları alanlarda bu direniş ve mücadele gününü güçlü bir şekilde kutlamakta ve karşılamaktadırlar.

Üçüncü bir fark ise 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’neKürdistan’da erkeklerin gösterdiği ilgi ve katılımdır.

Evet, dünyanın her yerinde 8 Mart kutlamaları ve anmaları yaşanır ancak Kürdistan’da bu etkinlikler çok farklı bir muhtevaya sahip olduklarını ortaya konulan eylemliliklerde rahatlıkla görebiliyoruz. Tüm meydanlar, sokaklar, mahalleler derken tüm alanlar tamamen bu günün renklendirilmesiyle geçiyor. Yanı başımızda bulunan Türkiye’de bu etkinlikler çok sönük geçtiğini herkes görüyor. Benzer bir durum Avrupa ve dünyanın diğer merkezleri için de geçerlidir. Lakin dediğimiz gibi Kürdistan’da 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü tam bir ulusal bayram havasıyla geçmiş, geçiyor ve gelecekte de böyle geçeceklerdir.

Kürt toplumu ve Kürdistan ağırlıklı olarak İslami değerlere sahip bir toplumdur. Yine feodalizmin çok köklü yaşandığı bir coğrafyada Kürt toplumu yaşamaktadır. Peki, nasıl oluyor da Kürt toplumu gibi feodal değerlere ileri düzeyde sahip olan bir toplum Kadın Özgürlük Devriminebu kadar büyük bir coşku ve moralle katılıyor? Nasıl oluyor da coğrafyamızda özenle sindirilen kadın Kürdistan’da bu kadar gür ve hür ayakta olabiliyor? Nasıl oluyor da oldukça geri feodal ölçülere sahip olan bir Kürt erkeği kadının öncülüğünü ve kadının baharlaşmasını saygı duyar hale gelebiliyor? Ve nasıl oluyor daKürdistan’da özgürlük mücadelesi en ileri düzeyde savunan konuma ve katılan konuma kadın gelebiliyor?

İşte Kürdistan’da 8 Mart etkinliklerinin görkemliliği anlaşılmak isteniyorsa önce yukarıdaki sorulara sağlıklı cevapların verilmesi gerekiyor.

Hemen belirtelim ki kadın eğer Kürdistan’da şaha kalkmışsa altında kesinlikle Başkan Apo’nun kadın özgürlük ideolojisi yatıyor. Kadın kurtuluş felsefesi ve kopuş teorisi diye tanımladığı kadının özgürleşmesinin zorunlu olması gerektiği teorisi geliyor. Bir toplumun özgürlüğünü belirleyen kadının özgürlük düzeyidir diyerek kadının özgürlüğü için her şeyi göze alan Başkan Apo’nun büyük emekleri yatıyor. Yine çok önemli olan “erkeği öldürmek” felsefesi yatıyor. Erkekliği öldürmek demek her türden iktidarcılığı, her türden devletçiliği, her türden baskıyı, her türden zorbalığı, sömürüyü, savaşı, şiddeti öldürmek demek olduğu için, bu felsefenin derinliği yatıyor.

Kimi sosyalist insan Kürdistan özgürlük mücadelesini ele alırken Kürdistan devriminin en temel ayağının bu olduğunu belirtiyor. Şöyle ki: “Bir devrim olayını, ben, bu lafın etrafında formüle edilebilir gibi görüyorum” diyerek Kürdistan devrimini erkekliği öldürme devrimi olarak tanımlıyorlar.

Başkan Apo tarafından formüle ettiği erkeği öldürmek projesini bu sosyalist çevreler: “Eğer bu düşünce gerçekten derinleştirildiği taktirde, bütün bir dünya anlayışını değiştirecek. Bugünkü ilişkilerimizin tümünü değiştirecek. Ve geleceğe ait bambaşka bir projeyi, bugüne kadar yaşanmış olan projelerden farklı bir projeyi geliştirebilmenin olanağını verecek bir yol, yaklaşım” olarak zamanında tanımlanmıştı.

Nedenini ise: “Erkek analizi yaptığımız zaman aslında, sınıflı toplumların tümünün analizini yaparız. Haliyle erkek analizi yapıp, bunu tabiriyle böyle psikolojik bir düzeyde bırakmadan sistem haline getirdiğinizde, varolan toplumun eleştirisini hakikaten tek bir bireyin eleştirisine yansıtabilir hale geldiğimizde, o zaman gerçek bir sistem kavrayışına da ve eleştirisine de ulaşmış olduğumuzu görüyorum. Aynı şey gibi; Marks’ın metayı tahlil ederek, bütün bir kapitalist toplumu analiz etmesi gibi erkeği tahlil ettiğimiz zaman da sonuç olarak bugün ki bütün iktidar-güç ilişkilerini, toplumsal ilişki biçimlerini de tarif edebiliriz”diye açıklamışlardı.

Başkan Apo çok açık bir şekilde: “iktidar gücüyle her şeye sahip olmak bana çok ahlaksızca gibi geliyor” diyerek iktidarı çözmeyi gerçekleştirmek istediği devrimin eksenine erkeği öldürmeyi oturtmuştur. Nedeni açıktır: “Sosyalizmin temel ilkesi. Orada iktidarı öldürmektir, orada tek taraflı hakimiyeti, eşitsizliği öldürmektir, orada hoşgörüsüzlüğü öldürmektir. Hatta giderek faşizmi, diktatörlüğü, despotizmi öldürmektir. Bu kavram bu kadar genişletilebilir” diyerek iktidarı öldürmeyi insanlığı kirleten herşeyden kurtarmak olarak ele almış ve bu şekilde iktidara ve iktidar odaklarına karşı savaş açmıştır.

Yukarıda yaptığımız alıntılar 1996 yılında yapılan tartışmalardı. Kürdistan özgürlük gerillasına kadının adım adım kendisini güçlü bir şekilde katılımıyla hissettirdiği yıllardı. Yine Kürdistan’ın birçok yerinde gerçekleşmiş olan serhildanlara Kürt kadının güçlü katılmaya başladığı yıllardı. Uluslar arası sahada birçok halkta kadınların özgürlük dağlarına aktığı yıllardı. Ancak henüz kadının her cephede Kürdistan özgürlük devrimine öncülük ettiği, toplumu değiştirip dönüştürdüğü yıllar olmadığı halde yapılan bu tespitlerin ne kadar doğru ve isabetli olduklarını bugün daha iyi görüyoruz.

Evet, Kürdistan devrimi bir kadın devrimidir. Ve bu kadın devriminin hedefinde öncelikli olarak erkeği öldürmek vardır. Erkekliği öldürmek vardır.

Nasıl ki “kadın, kadın doğmazkadın yapılır” tespiti doğruysa benzer bir şekilde de belki de daha fazla bir şekilde “erkek, erkek doğmaz erkek yapılır” tespiti de doğrudur.

İktidarcı devlet yapıları ilk iktidar sahalarını kadına karşı oluşturmuşlardır. Bu iktidar oluşumunu gerçekleştirirken yaptıkları ilk iş erkekleri kendilerine suç ortakları haline getirmeleriyle yapmışlardır. Öyle bir sistem ki kadını köle haline getirenler –bunu erkekler o zaman farkına varmasalar bile- erkeği de köle haline getirmişlerdir. Ancak erkeğe sanki kendisinin bir iktidar sahası varmış hissi vererek bunu oldukça başarılı bir şekilde de uygulamışlardır. Erkek düşürüldüğü halde oluşturulmuş olan özel ev’de kadına karşı hükümdar haline geldiği için kendi sömürülmüşlüğünü ve köle halini göremediği gibi düzenin yani oluşturulmuş ve inşa edilmiş olan iktidarın en ileri düzeyindeki piyonu haline gelmiştir. Zaman ilerledikçe bu piyonluk giderek tam bir karakter haline gelerek bugünün o kof erkekliği ortaya çıkmıştır.

Başkan Apo iktidarın nasıl bulaştırıldığını, nasıl insanlarda sanal hale getirildiğini: “Kapitalizmin iktidar yapısına taşıdığı yeniliklerin başında kurumsal niteliğinin derinliği gelmektedir. Kişiye bağlanmış iktidardan iktidara bağlanmış kişiler, partiler, hatta toplumlar sistemine geçilmiştir. İktidarın görünmez, soyut niteliği geliştirilmiştir. Bunda ideoloji, politika ve ekonomi katlı işlevlere sahiptir. Ulus kavramından türetilen milliyetçilikle tüm bir ulus iktidarın kendisine ait olduğuna inandırılmıştır. Özünde hiçbir zaman iktidar ulusun olamaz. Her yerde ve her zamanda etnik grupların, hanedanların, ulusların azınlık kesimi iktidarın gerçek sahibidir. Fakat öyle bir sistem yaratılır ki, en alttaki ezilene kadar her birey bir anlamda kendini iktidar sahibi kılmak durumundadır. En alttaki bir ailede en yoksul bir koca karısı karşısında kendini ‘küçük imparator’ rolünde rahatlıkla görebilir. Karı da zincirleme çocuklarına karşı bu rolü oynar. Ya çocuklar? Büyürlerse aynı sistemi oynamaktan başka ne yapabilirler. İktidarlaşma zincirinin böyle kurulması sistemin bir özelliğidir” diye ifade etmektedir.

Yine: “En az devlet sorunu kadar ağırlaşan bir sorun da aile ve kadın etrafından şekillenen toplumsal zihniyet ve davranışlardır. Üstte devlet alta aile, cennet ve cehennem ikilemi gibi bir diyalektik bütünlük oluştururlar. Devlet mikro modelini ailede gerçekleştirirken, büyüyen aile talepleri de makro modelini devlet olarak tasarımlar. Her aile ideal çözümünü devletleşmede bulur. Devlet despotunun ailedeki yansıması ‘küçük despot’ olarak ‘aile reisi’ erkektir. Büyük devlet despotu ne kadar etkili, yetkili, keyfi tutumlarla aleme nizam vermeye çalışırsa, küçük reis de birkaç kadın ve çocuk üzerinde aynı mutlak nizamiyat işleriyle uğraşır. Erkek toplumdaki iktidarın aile içindeki temsilcisi, yoğunlaşmış ifadesidir”diyerek erkeğin tamamen sanal devlet haline getirilmesine kadar yakasının bırakılmadığıdır.

Erkeklerin küçük despot haline getirilmeleri yukarıda belirtilen sanal özgürlük duygusuyla yaratılır. Bunun da yapılması için küçüklükten başlayarak erkek yetiştirilir. Öyle bir hale getirilir ki erkek nereye giderse gitsin mutlaka eril despot özellikleri taşıdığı gibi bu eril sistemin iyi bir taşıyıcısı olması için her şey yapılır. Tüm hareketlerine erillik formatı verilir. Bakışından ses tonuna, konuşmasından yürüyüşüne, oturuşundan kalkışına derken yaşamın tüm sahalarına bu erillik yedirilir. Bu erillik yedirilmeden iktidarcı, devletçi yapı ayakta kalamaz. Halbuki yapılan hem tam köle yani “karı” haline getirilen erkekiken hem de oluşturulmuş olan sahte erkekliktir.

Özcesi oluşturulan yani inşa edilen erkeklik özü itibariyle sistemin en fazla dayandığı saç ayaklarından bir tanesidir. Böyle olunca iktidarı ayakta tutan gücün ya da temel dayanağında kendisi bu sahte erkeklik olmaktadır.

İşte Başkan Apo Kürdistan Özgürlük Devrimini geliştirirken inşa edilmiş olan bu sahte erkekliği çok erkenden görerek, ilk günden başlayarak geriletilmesi için mücadele etmiştir. Sömürgecilerin, iktidarcı güç odaklarının dayandığı bu sahte erkeklik gerilettirilmeden özgürlük mücadelesinin gelişemeyeceğini bilen Başkan Apo belirttiğimiz gibi bu gerileye ve sahte inşaya karşı köklü bir mücadele yürütmüştür. Bu sahte inşaya karşı mücadelesini ise öncelikli olarak KADIN ÖZGÜRLÜK DEVRİMİNİ geliştirerek yapmıştır. Kadını geliştirerek sahte, sanal, kandırılmış, kof erkekliği geriletme ve hatta öldürmeyi bilinçli bir şekilde geliştirmiştir.

Erkeği öldürmek derken kast edilen oluşturulmuş olan bu sahte ve kof erilliği, erkekliği kast ettiğimiz açıktır. Çünkü Kürdistan'da hatta dünyada iktidar odakların özgürlük mücadelelerinin önüne özelde de kadın özgürlük mücadelesinin önüne hep bu erilliği çıkarttıklarını bizler tüm diğer dünya devrimlerinde yaşayarak görmüşüzdür.

Evet, sahte erkeklikler, erkekler aşılmadan her hangi sağlıklı bir özgürleşmenin gerçekleşemeyeceğinin bilinciyle Kürdistan devrimini geliştirirken ilk önce bu sahte inşaya darbe indirilerek yol alınarak bugünlere gelinmiştir.

Sonuçlandırırken belirtelim ki; Kürdistan'da gerçekleştirilen ve gerçekleşen Kadın Özgürlük Devrimi kesinlikle erkeği öldürme üzerinde gelişmektedir. Eğer bugün Kürdistan'da tüm kadınlar ayaktalar ise ve bu ayağa kalkışlarında yanı başlarında erkek eşleri, kardeşleri, babaları duruyorlar ise bu kesinlikle bu gerçeklikle –erkeği öldürme gerçekliğiyle-bağlantılı bir kalkış olduğunu da ekleyelim.

Kürdistan'da 8 Martlar dünyanın her ülkesine göre farklı karşılanıyor ve kutlanıyorlar ise bunun altında kesinlikle bu gerçeklik yatıyor.

Kasım Engin